29 Mayıs 2018 Salı

Babalar ve Palavralar

2014 yapımı bir film olarak The Judge aile olmanın ve yüzleşmenin öyküsü.
Babalık ilginç bir şey olsa gerek, ne tecrübe ettiğim ne de edebileceğim bir şey değil. Ama psikolojinin de sosyolojinin de illa ki bir yerlerde dokunduğu bir tür ilişki, biyolojik olmanın çok ötesinde iktidar kuruyor, emir veriyor ve belki de cesaretimizi kırıyor. 
Bu filmi haftada bir psikologu ile 50 dakika boyunca babasını konuşan biri olarak izledim, haliyle ne kadarını görmek istediğim gibi gördüm, ne kadarını olduğu gibi görebildim bilemiyorum ancak şimdilik bununla idare etmek zorundayız. Filmde başarılı bir avukat olan Hank Palmer, annesinin ölümü üzerine bir daha arkasına dönüp bakmamak üzere kaçarak uzaklaştığı evine geri dönüyor ve ünlü bir yargıç olan babasını ve iki erkek kardeşini bıraktığı gibi bulacağından emin. Burada filmde neler olduğunu anlatmak istemiyorum, bu genelde bir şeylerin üzerine konuşamayacak durumda olduğumda tercih ettiğim bir yöntemdir, o sebeple bu yöntemi tek gecede yetiştirmem gereken makalelerde kullanmak üzere bir tarafa bırakıyorum.
Filmi izlerken insanın sevilmeme korkusunu fark etmemek elde değil ve kahramanımız da kendince yaşadığı bu durumla oldukça yaygın bir şekilde baş ediyor, onu sevmeyen nasılsa onun tam tersi olmaya çalışarak. Filmin başından itibaren Judge(nam-ı diğer babamız) ve Hank'in yıpranmış ilişkisini tüketen şeyin sebebini görmeye odaklanıyoruz, çatlağın kaynağını görmeye ve istemsizce aslında babasının gerçekte Hank'i sevdiğinin ancak birtakım sebeplerle bunu ona hissettirememesinin  ortaya çıkacağı anı bekliyoruz. Bir evlat olarak Hank'in atsan atılmaz, satsan satılmaz diyerek aslında kendisini çok seven ancak bir türlü gösteremeyen babasını affetmesini bekliyoruz. Ya da belki de hepimiz beklemiyoruz, benim beklemediğim gibi. Çünkü filmin başından itibaren Hank'in meselesini kendi meselem yaptım-bu, filmin olayları karakterin bakış açısından göstermek konusundaki başarısından kaynaklanmadı ama bu açıdan da fena sayılmazdı- ve Hank'in evine döndüğünde, bir zamanlar kendisini oradan kurtarmayı amaçlamasını sağlayacak ne yaşadığını, kendi yolunu çizmeye karar verme aşamasını ve kırgınlıklarında ve affetmeyişinde ne kadar haklı olduğunu göstermesini bekledim. Bunun hiç iyileşmeyen bir şey olduğunu, koşarak sarılmanın ve bir anlık söylenen onaylama, yüceltme, sevme sözcüklerinin kimseyi önüne bakmaya ve devam etmeye zorlayamayacağını, eğer kimseyi affetmek istemez ve hiçbir şeyi unutmazsa bunun anlaşılabilir bir şey olduğunu ve ona kızmamak gerektiğini göstermelerini istedim ancak bu yönden beklentilerimi karşılamadı, film herkesi memnun edecek bir son seçti kendine. Ancak ben sonunda düzelmeyen ilişkiler bırakan, yaraları en azından kabuk bağlamış halde bırakan filmler izlemeyi seviyorum bazen, çünkü bu benim gerçeklik duygularımı besliyor, çünkü biliyorum ki hayat da böyle, hayat size sizi sevmeyen babanızı affetmeniz için bazen tek bir şans verebilir ve bazen bu şansı kullanmak için çok yorgun olabilirsiniz ya da karşınızdaki hala ikna edilmeyi bekleyen bir çocuk olabilir. Belki de babanız siz tam da bu şansı değerlendirmeye hazır olduğunuzda kanser olmayarak, kendi yenilmezliğini ve dayanıklılığını, aldığı kararları ve yaşadığı hayatı sorgulamaya karar vermeyebilir. Siz onun için hala bir proje, bir yatırım ya da to do list olabilirsiniz, işler böyle gitmeyebilir. Bu filmde bir kez daha görüyor ve anlıyorum ki, birey olamamanın, anlaşılamamanın ve varoluşunun yok sayılmasının ya da utandırıyor oluşunun izleri insanı topal yapıyor, sahibi olduğunuz diziniz tutmuyor. Baba tarafından koşullu sevilmek, insanın kendine olan inancını zedeleyen ve hayatı boyunca babayla yaşanan o yetim ilişkide yaşadıklarını kurgulayan, babasını doğrulatacak hatalar yapacağı bir yaşama yönlendirebiliyor. 
Ne zaman izlesek: Bir yaz günü, kapalı bir havada.
Kiminle izlesek: Yalnız başınıza en güzeli.
Nasıl bir modda izlesek:Kafanızı çok derin meselelere yormak istemediğiniz ama bir hikaye dinlemeye hazır olduğunuz bir mod.
Senin puanın ne: 7/10
https://www.imdb.com/title/tt1872194/
Hoşçakalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder